Araştırmaları onu bir köşede unutulmuş bir depoya, diğer adıyla yıkık bir evin tavan aralığına götürdü. Tozlu bir sandığın içinde, sararmış fotoğraflar, birkaç günlük not, ve üzerinde "1979 — Zerrin Doğan" yazılı, manyetik bant kaplı siyah bir kaset buldu. Kasetin üzerindeki yazı elyazısı gibiydi; adın sonundaki "Doğan" harfleri özellikle belirgindi. Kaset, kasabanın hafızasında bir kıvılcım yaktı.
Genç kaseti dijital ortama aktardığında, görüntüler beklenenden daha karmaşıktı. Kaset, tek bir anı değil bir yaşam parçasını gösteriyordu: Zerrin’in düğün gününden daha eski, çocukluğundan kesitler, denize bakarken düşünceli anları, bir yaz şenliğinde dans edişi, arka planında kasabanın değişen silüeti. Ancak kasetin sonunda beklenmedik bir şey vardı — görüntüler bir anda kesiliyor ve görüntüdeki Zerrin kameraya bakıp, sanki bir sırrı açığa çıkaracakmış gibi konuşmaya başlıyordu. Sesi titrek ama kararlıydı: Kaset, kasabanın hafızasında bir kıvılcım yaktı
“Eğer bunu izliyorsan, bil ki her zaman söylediklerimden daha fazlası vardı. O anı sakladım çünkü… bazı anların güçlü olduğu kadar tehlikeli olduğunu da öğrendim.” Ancak kasetin sonunda beklenmedik bir şey vardı —

